| İslam Dini ve Tasavvuf islamiyet,tasavvuf edebiyatı, |
Tüm cep telefonu fırsatları için tıklayın !
|
Administrator
|
Sözün Yüzünü Örtmek ![]() "Yunus bir söz söyledi hiçbir söze benzemez Cahiller içinde örter mana yüzünü" Yunus EMRE Bir şiirdeki kelimeler, asla lûgat manalarıyla düşünülemez. Her şair, bu kelimelere yeni anlamlar yükler. Dolayısıyla şiirde görünen anlamın dışında başka anlamların anlaşılmasına imkân verecek şahsi tasarruflar da söz konusudur. Kullanılan edebî sanatlar bu konuda şairin anlamı gizleme olayında en önemli imkanıdır. Bir şiir, bir sufiye aitse bu durum, o tür şiirlerin ilk okuyuşta fark edilmeyen zengin bir anlam dünyası olduğunu bize mutlaka düşündürmelidir. Zira tasavvufi eserlerin dili mecaz ve sembollerle örülü bir dildir. Çünkü tasavvuf içsel bir hadisedir. Başka bir deyişle tasavvuf "kâl" değil "hâl" ilmidir. Bir sufi, bu yolda çok değişik mistik tecrübeler yaşar. Bunların ifade edilmesinde kelimelerin sözlükteki karşılıkları asla yeterli olmaz. Bu sebeple bütün sufilerin şiirleri şerhlere konu olmuştur. Mesnevi, Bostan, Gülistan, Hafız Divanı bu konuda aklımıza hemen geliveren örneklerdir. Yunus Emre, sade diliyle şöhret bulmuş bir şair olmakla beraber onun bir sehl-i mümteni ustası olduğunu bilmekteyiz. Dolayısıyla onda sadelik içinde çok zengin, derin bir anlam katmanları görülür. Üstelik o, kendine özgü bir şiir dili kurmuştur. Bu aşk'ın dilidir. Aşk ise kelimelere sığmaz. Ancak yaşayanın bilip anlayabileceği bir hâldir. O yüzden bu dil, onun kendi ifadesiyle bir "kuş dilidir." Bu dilin anlattığı öyle bir haberdir ki "Dilsizler haberini kulaksız dinleyesi/Dilsiz kulaksız sözüni can gerek anlayası"dır. Bu durum, sufilik yolunun bir gereğidir. Zira birlik fikrine sahip bir sufi, ikilikten usanmış bir ruh hâliyle bütün varlığa, eşyaya aynı gözle bakar. Dünyevî bir algılayışla anlamları olumsuz bile olsa dünyada her şey O'ndandır. Dolayısıyla olumsuzluk diye bir şey yoktur. O bakımdan sûfi dilinde hangi sembol kullanılırsa kullanılsın müspet bir mana içerir. Yunus'un manevi dünyasının birer aynası sayılabilecek şiirleri bu bakımdan kimi şerhlere konu olmuş, bu sahada müstakil eserler bile kaleme alınmıştır. Burada şerh metinlerinin şerhi yapan kişinin şiire yaklaşım ve algı düzeyine göre çok farklı şekillerde yorumlandığını da görmekteyiz. Bu durum Yunus Emre şiirlerinin bir tek anlam kat'ı değil birden fazla anlam kat'ı olduğunu göstermektedir. Yunus Emre'nin şerhe konu olan en meşhur şiiri "Çıktım erik dalına…" şeklinde başlayan metnidir. Şathiye türünün en güzel örneklerinden biri kabul edilen bu metinle ilgili olarak şu ana kadar altı şerh yazılmış/yapılmıştır. Bunlar, Şeyh-zâde, Niyazi-î Mısrî, Bursalı İsmail Hakkı, Şeyh Ali Nevrekani, İbrahim Has ve Turgut Çırpan'a aittir. Yunus Emre'nin başka bazı şiirlerinin, beyitlerinin de şerhlere konu olduğu bilinmektedir. Şerh meselesi de başka Yunus'lar meselesinde olduğu gibi yine onun benimsenmesi olayı ile ilgilidir. Kendisinden sonra ona hiçbir tarikat ilgisiz kalmamış ve bu tarikatın müntesibi şairler, bu şiirleri şerh çabasını önemli bir uğraş olarak görmüşlerdir. Çünkü onlara göre tevhit sırlarının en derin algılayıcısı ve anlatıcısı Yunus'tur. Onun bu bahiste neler söylediğinin anlaşılması tasavvuf meselelerin de daha aşikâr olarak bilinmesi gibi bir sonuca yol açmaktadır. Bu meselede hele söz konusu olan metinler birer şathiye ise bu yorum ve anlama çabaları daha çok önem kazanmaktadır. Çünkü bu şiirler zahiri manalarıyla pek çok tenkitlerin de konusu olmuş, şairleri hakkında sui-zanlara imkân hazırlamışlardır. Bu bakımdan önce şunu bilmek gerekiyor. Şathiyeler örtülü sözlerdir. Şairleri tarafından vecd hâlinde söylenmişlerdir. Derviş, bu hâlde iken sözünün sahibi değildir. Gönlüne doğanı dile getirmektedir. Üstelik bu hal akla dayanan bir bilgi meselesi de değildir. Gönle dayalı olarak gerçekleşen manevi tecrübenin esrarıdır bu sözler. Bunlara bakan elbette kendi seviyesine göre bir anlam çıkaracaktır. Şathiyeler, şerhe konu olduğunda işte bu mahzurlar büyük ölçüde ortadan kalkmakta, şairin maksadına yakın bir anlam ile karşımıza çıkmaktadırlar. Ama bu durumda da bunların üstü örtülü hakikatler olduğunu yine de unutmamak gerekir. Zira gönüle ait bir ifade yine gönül yoluyla anlaşılabilir. Düz mantıkla bu şiirlerin bize verebileceği fazla bir şey yoktur. Ama en azından şöyle bir fayda sağladıkları da ortadadır. Klasik şiirimizin sembolleri genellikle dünyevi anlamlarıyla bizde müspet çağrışımlar uyandırmayan meyhane, şarap, saki gibi kavramlardır. Bu şerhlerle en azından bunların manevi hâlleri ifade için kullanılan birer sembol oldukları ve sözlük manalarıyla bunları kullanan şairlerin en ufak bir ilişki içinde olmadıkları ortaya çıkmaktadır. Sufi sözlerini bu yüzden "mana yüzü örtülü sözler" olarak görmek gerekir. Şairinin ne dediği ise ancak ehlinin anlayabileceği bir meseledir. Tüm ikinci el laptop fırsatları için tıklayın ! Paylaş TweetLütfen beğendiğiniz konulara yorumlar yazarak, diğer kullanıcıların takip etmesinde yarar sağlayınız.
Yaşam Oyunu Forum Kuralları Lütfen Açılmayan Resimleri / Kırık Linkleri Bildirin Twitter Retweet ilginç içerik keşfetmek için |
|||||||||

| Etiketler |
| sözün, yüzünü, Örtmek |
| Seçenekler | Stil |
Normal |